Kedilerde Ağız Kokusu

 

Tıbbi olarak “halitosis” diye adlandırdığımız ağız kokusu, kedilerde sık rastlanan bir problemdir.

 

Halitosis‘ in temel nedeni genel olarak dental sorunlardır. Bakteriler ve yemek artıkları “plak” oluşumuna sebep olabilirler. Bu da ağız kokusunu doğurur. Durumun daha da ilerlemesi gingivit ve sonraki aşamalarda periodontal hastalığa neden olabilir. Bu gidişat, ağız kokusunun sürekli artmasına sebep olacaktır.

 

Dental problemlerin yanında, ağız kokusuna neden olabilecek diğer durumlar:

 

* Diabetes mellitus (şeker hastalığı)

 

* Böbrek hastalığı

 

* Kanser, tıkanıklıklar ya da iltihap ilişkili gastrointestinal problemler

 

* Sinüzit gibi solunum yolu enfeksiyonları

 

* Koprofaji (dışkı yeme) ya da bozuk gıdaların yenmesi

 

* Tonsilit, bağışıklık sistemi ya da travma ilişkili başka oral hastalıklar

 

Eğer yediği bir şeyden dolayı olduğundan emin değilseniz, sürekli ağız kokusu olan bir kedi, veteriner hekim tarafından muayene edilmelidir. Ağız kokusunun, bazı ciddi hastalıkların belirtisi olabileceği unutulmamalıdır.

1 Yorum 24 Mart 2010 Kedi, Sağlık

Kuşlarda Hastalık Belirtileri

 

Kuşlarda hastalıkların çoğu belirtileri birbirlerine benzer.

 

Evcil kuşlar tıpkı diğer av konumundaki hayvanlar gibi, mümkün olduğunca hastalık belirtilerini saklarlar. Çünkü doğada etoburlar halsizlik ve hastalık belirtilerini gözlemleyerek avlarını seçerler. Yeterince sağlıklı görünemeyen bir kuşun av olması kaçınılmazdır.

 

Hastalık belirtileri göstermeye başlayan kuşlar öyle duyarlı hale gelebilirler ki, elinizle tutmak bile şoka girmelerine neden olabilir. Bu nedenle kuş sahiplerinin hergün kuşlarının sağlık durumunu yakından kontrol etmeleri ve hastalık belirtisi olabilecek şüpheli durumları gözden kaçırmamaları gerekmektedir.

 

Halsizlik, kanama, yaralanma,nefes almada zorluk, baygınlık durumu ve diğer sinir sistemi bulguları ciddi durumlara işaret edebilir ve acil müdahale gerektirir.

 

Genel görünümdeki değişiklikler olarak kendini gösteren hastalık belirtileri:

 

Kafesi paylaştığı diğer kuşlara sokulmak
Tüneme zorluğu, kafesin dibinde oturmak
Tünekte oturmak yerine kafesin tellerine asılı beklemek
Karışmış tüyler
Halsizlik
Denge kaybı, tünekten düşme
Vücutta şişlikler
Tüylerde kabarıklık hali
Titreme
Kendini temizleyememe durumu
Diğer kuşlar tarafından taciz edilmek
Gözlerde matlık ya da anormal renk
Daireler çizerek yürümek
Kötü koku
Düşmüş kanatlar

 

Hastalık durumunda gözlenebilecek davranışsal değişiklikler:

 

Aktivite kaybı
Ötmeme ya da seste farkedilir değişiklikler
Kanatlarını düşürme
Baygınlık
Fazla uyuma ya da gözleri sürekli kapalı tutma
Uyaranlara cevap vermeme
Daha çekingen ya da agresif davranışlar
Yemek yememe

 

Dışkıda gözlenecek değişiklikler:

 

Dışkı renginde değişiklikler
Çok sulu ya da katı dışkı durumu
Kanlı dışkı
Dışkıda sindirilmemiş yemlerin görülmesi
Ürat (dışkının beyaz kısmı) miktarında artış

 

Kafanın görünümünde değişiklikler ile kendini gösteren hastalık belirtileri:

 

Göz ve burun delikleri çevresinde akıntı
Kısık gözlerle bakma
Gagada büyüme ya da yapısal bozulma
Kafanın simetrisinin bozulması (bir tarafın normal diğer tarafın şiş görünmesi)
Göz çevreisnde kızarıklık ve tüy kaybı
Gaganın rengini kaybetmesi
Sürekli kafanın kaşınması

 

Tüylerdeki değişiklikler:

 

Kabarık ve karışık tüyler
Tüylerde kırılma ya da tüy kaybı
Islak ve mat görünüm
Ciltte tüysüz alanlar
Anormal renk değişiklikleri

 

Bacaklar ve ayaklardaki değişiklikler:

 

Topallık ya da tek bacağı sakınma
Bacakta pullanma ya da renk kaybı
Anormal tırnak uzunluğu
Şişik eklemler

 

Solunumdaki değişiklikler:

 

Zor soluk alıp verme
Soluk alırken ağzın açık tutulması
Soluk alıp verirken kuyruğun kaldırılıp indirilmesi
Burun delikleri çevresinde akıntı ya da kabuklanmalar
Solunum sırasında ses duyulması
Çabuk yorulma
Seste değişiklik

 

Yeme düzeni, su alımı ve sindirimle ilgili belirtiler:

 

Artmış ya da azalmış iştah
Su alımında farkedilir artma ya da azalma
Kusma ya da yediğini geri çıkarma
Dışkı yaparken zorlanma
İshal
Zayıflama
Ağızdan akıntı gelmesi

 

Yukarıdaki belirtilerin bir ya da daha fazlasını gözlemlemeniz durumunda vakit kaybetmeden veteriner hekime danışınız.

Yorum Ekle 23 Mart 2010 Egzotik Hayvanlar, Kuşlar, Sağlık

İguanalarda Renk Değişiklikleri

Genetik farklılıklar

 

Yeşil iguanaların baskın rengi yeşildir. Fakat renk tonları parlak yeşilden, soluk mavi-griye kadar çeşitlilik gösterir. İguanaların renklerinde genetik çeşitlilik kendini göstermektedir. Bir kısmı neredeyse turkuaz rengi iken bazıları daha kahverengi olabilir.

 

Yaş

 

Genç iguanalar genellikle daha açık yeşil ve mavi olup, gövdelerinde ve kuyruklarında koyu kahverengi çizgiler barındırırlar. Bu renk dağılımı doğal habitatlarında yaşarken onlara, açık renk yapraklar arasında kamuflaj şansı vermektedir. Yaşları ilerledikçe yeşil renk yoğunluğunu kaybeder. 18 aylık yaşa gelmiş bir iguanada koyu alanlar ve çizgiler daha belirginleşmiştir. Daha yaşlı iguanaların kafaları daha soluk renkte olabilir. Bu soluk renk gri ya da bazen beyaza yakın olabilir.

 

 

 

 

Üreme dönemi ve dominantlık

 

Erkek iguanalar üreme dönemleri yaklaştığında turuncu ile turuncu-kırmızı arası bir renk edinirler. Bazı iguanalarda turuncu renk tüm vücuda yayılabilir. Bazılarında ise, turuncu renk gerdan, ense ve bacaklar gibi belli yerlerde yoğunlaşabilir. Dişi iguanalar da bu dönemlerde turuncu renk alabilirler ancak bu değişim erkeklerinki kadar yoğun değildir.

 

Baskın erkek ve dişiler üreme döneminin sonuna kadar turuncu renklerini muhafaza ederler. Eğer ortamda başka iguana varsa renk devamlılığını sürdürür.

 

Çevre

 

Özellikle sıcaklık iguananın rengini etkiler. Soğuk ortamda bulunan iguanalar daha koyu renk görünme eğilimi gösterirler. Koyu renkleri, çevredeki ısıyı daha iyi absorbe etmelerine yardım eder. Isıya göre renk değiştirme durumuna “fizyolojik termoregülasyon” denir. Soğuğun artması durumunda iguananın vücudu ve baş kısmında koyu, dalgalı çizgiler belirebilir.

 

İguanaların sıcakta beslenmesi renklerinin açılmasını sağlar.

 

Gömlek değiştirme

 

Gömlek değiştirme öncesinde iguananın derisi mat görünebilir. Ayrıca deride gri ya da sarı-gri yapılar gözlenebilir. Yılanların aksine iguanalar ve diğer kertenkeleler bir seferde tüm kılıflarını bırakmazlar. Derinin döküldüğü yerlerde beyaz alanlar görülür.

 

Hastalıklar

 

Karaciğer problemi yaşamakta olan iguanaların özellikle mukoz membranları sarı renk alabilir. Bu sarı renk, deri değişiminde görülenler ile karıştırılmamalıdır.

 

Mite enfestasyonları pulllarda kalkma ve siyahlaşma gibi belirtiler gösterebilir. Bunlara genelde karın bölgesinin gerisinde ve arka bacaklarda rastlanır. Bu koyu renk alanlar ayrıca bir mantar enfeksiyonunun da belirtisi olabilir.

 

Deri yaralanmaları genelde pembe görünür. Yanıklar ise çoğunlukla siyahtır.

 

Cildin bakteriyel enfeksiyonları genellikle ilk olarak kabartılar halinde kendini gösterir. Ardından deri koyu kahverengi – siyah renk kazanır. Bu tip enfeksiyonlar genellikle kötü barınma şartları, hijyen eksikliği ya da çok fazla nemli ortamda açığa çıkar ve öldürücü olabilir.

 

Ağır paraziter enfestasyonlar, gastrointestinal tıkanmalar ve kabızlıklar, beslenme bozuklukları ve diğer kronik hastalıklar iguananın hardal sarısı, kahverengi ya da siyah renk almasına sebep olabilir. Bu tür renk değişiklikleri ilk olarak baş ve gövdeyi etkiler; ardında bacaklar ve kuyruğa yayılır.

 

Ayrıca renk değişiklikleri çevre şartlarının uygunsuzluğu, korkuya neden olabilecek başka bir dominant iguananın varlığı, ev ortamındaki ani değişiklikler gibi stress yaratan durumlarda da kendini gösterebilir.

 

Sonuç olarak tüm renk değişiklikleri deri değişimi ya da üreme mevsimi ile alakalı olmayabilir.
Bu nedenle, şüpheli durumlarda bir veteriner hekim muayenesi yararlı olacaktır.

1 Yorum 22 Mart 2010 Egzotik Hayvanlar, İguanalar

Köpeğinizin Yaş Hesabı

Köpeğimin yaşını nasıl saptayabilirim?

 

7 ayın altındaki yavrularda mevcut kalıcı dişlerin durumundan yola çıkarak yaş hesaplamasına gidilebilir.

 

Daha yaşlı köpeklerde, dişlerin aşınma durumlarından faydalanılarak yaş tahmininde bulunmak mümkündür. Ancak bu yöntem hayvanın ırkı, beslenme alışkanlığı, çene yapısı ve diş bakımı yapılıp yapılmamış olmasına bağlı olarak yanıltıcı sonuçlara neden olabilir.

 

Tüylerin kırlaşma durumu da yaş tahmini için fazlaca geçerli bir işaret değildir. Çünkü bazı köpeklerde tıpkı insanlarda olduğu gibi erken yaşta (3-4 yaş) kırlaşmalar başlayabilir.

 

Köpeğiniz insan ile karşılaştırıldığında kaç yaşında?

 

Birçok köpek sahibi, dostu ile kendi yaşını kıyaslama yoluna gider. Bunun eskiden beri kullanılan yöntemi köpeğin yaşını 7 ile çarpmaktır. Ancak insan ile köpeğin yaşını kıyaslarken, köpeğin boyutlarının önemli rol oynadığı bu hesapla gözden kaçırılmaktadır.

 

Aşağıdaki tabloda olgun yaştaki köpeğinizin yaşının sizin yaşınız cinsinden karşılığını bulabilirsiniz.

 

Gri kutular olgun (senior), mavi kutular geriatrik yaşları belirtmektedir.

 

 

Kayıtlara geçmiş en yaşlı köpek 29 yıl yaşamıştır.

Yorum Ekle 22 Mart 2010 Genel

Dostunuza Verilmemesi Gereken Gıdalar

Bazı gıda maddeleri insanlarda olduğu gibi kedi ve köpeklerde de sindirim sistemi rahatsızlıklarından, ciddi zehirlenmelere kadar uzanan farklı sağlık problemlerine neden olabilmektedir.

 

Bizlerin gıda olarak tükettiği ancak kedi ve köpeklerde alınması sakıncalı bazı maddeler şunlardır:

 

Alkollü içecekler

Zehirlenme, koma ve ölüme varan sonuçlar doğurabilir.

 

Bebek maması
Kediler için toksik olabilen soğan tozu içeriyor olabilir.

 

Balık kılçığı ya da tavuk kemiği
Sindirim sisteminde tıkanma ya da laserasyona neden olabilir.

 

Konserve ton balığı
Yüksek miktarlarda alındığında içeriğindeki mineral ve vitamin eksikliği nedeniyle beslenme bozukluğuna neden olacaktır.

 

Çay, kahve, çikolata
Kafein ve teobromin içeriğinden dolayı kalp ve sinir sistemi üzerinde toksik etkilere neden olabilir.

 

Narenciye yağı kullanılan ürünler
Kusmaya neden olabilir.

 

Köpek maması
Bir seferden ziyade sürekli köpek maması ile beslenen kedilerde beslenme bozukluğu ve kalbi etkileyen problemler görülebilir.

 

Yağ
Pankreatite neden olabilir.

 

Üzüm ve kuru üzüm
Böbrek hasarına neden olabilir.

 

İnsanlar için piyasaya sürülmüş, demir içeren vitamin ilaçları
Sindirim sistemi duvarında hasara, karaciğer ve böbreklerde problem neden olabilir.

 

Fazla miktarda karaciğer
Kemik ve kasları etkileyen A vitamini zehirlenmesine neden olabilir.

 

Süt ve süt ürünleri
Bazı erişkin kedi ve köpekler laktaz enzimine yeterli miktarda sahip olmayabilirler. Bu durumda süt alımı ile ishal görülebilir.

 

Mantar
Birçok organ ve sistemi etkleyecek, şok ve ölüme neden olabilecek toksinler içerebilir.

 

Soğan, sarmısak (Çiğ, pişmiş ya da toz olarak)
Sülfoksit ve disülfit içeriği nedeniyle anemiye neden olabilir.

 

Çiğ yumurta
İçeriğindeki avidin enzimi sebebiyle biotin emilimini azaltacağından cilt ve tüy örtüsü ile ilgili problemlere neden olabilir.

 

Çiğ balık
Sürekli olarak kullanıldığında tiamin eksikliğine bağlı problemler ve iştah kaybına neden olabilir.

 

Tuz
Yüksek miktarlarda alındığında elektrolit dengesizliklerine neden olabilir.

 

Şekerli gıdalar
Obezite, dental problemler ve diabete sebep olabilir.

 

Tütün
İçeriğindeki nikotin nedeniyle sinir sistemi ve sindirim sistemini etkileyebilir. Kalp atımında aşırı artış ve ölümle sonuçlanan durumlar ortaya çıkmasına neden olabilir.

 

Mayalı hamur
Sindirim sisteminde gaza neden olabilir. Ağrı ve ileri durumlarda sindirim kanalında yırtılmalar gözlenebilir.

Yorum Ekle 22 Mart 2010 Beslenme, Sağlık

Aşılar Hakkında Merak Edilenler

Hasta ya da iyileşme dönemindeki hayvana aşı uygulanır mı?

 

Hastalık belirtileri gösteren hayvana aşı yapılıp yapılmayacağına, hayvanın bireysel şartları göz önünde bulundurularak karar verilebilir. İyi bir fiziksel inceleme ve olası laboratuar testlerden yararlanarak fayda/zarar ilişkisi kurulur. Yavru kedi ve köpeklerdeki hastalık belirtileri erişkinlerdekilerden farklı değerlendirilmelidir. Genel olarak, erişkin bir hayvanın, ateşsiz seyreden bir üst solunum rahatsızlığı, hafif bir ishal durumu ya da immun ilişkili olmayan bir deri problemi aşılama için engel teşkil etmeyecektir.

 

Kortizon tedavisi görmekte olan hayvana uygulanan aşı etki gösterebilir mi?

 

Prednisone gibi kısa etkili ve düşük doz uygulanan kortikosteroidler aşının etkinliğini düşürmeyecektir. Ancak yüksek doz kortizon ve diğer immunsupresanları kullanan hayvanlarda bazen aşıya yeterli cevabın alınmadığı durumlar oluşabilir (özellikle modifiye canlı aşılarda).

 

Yavru kedi/köpeğin aşılarında aksama meydana gelirse nasıl bir yol izlenmeli?

 

Aşıdan en iyi sonucu almak için birincil aşılamayı takip eden 2-4 hafta içerisinde aşı tekrarı yapılmalıdır. Birincil aşılama az ya da çok bağışıklık sistemini hareketlendirecek, yapılan tekrar aşı ise bu immun cevabı üst düzeye çekecektir. Aşı tekrarları arasındaki süre çok uzadığında (4 hafta üzeri) bağışıklık sisteminde gerçekleşen aktivasyon gücünü kaybedecektir. Bu nedenle aşılamalar arasında 2-3 aydan uzun bir aralık bulunan ya da önceki aşılamaya dair kesin bilgiye sahip olunmayan hayvanlarda 2-3 hafta aralıklarla iki doz aşı uygulanması gereklidir.

 

Daha önceden bir aşıya karşı reaksiyon geliştirmiş hayvana ilerleyen zamanda tekrar aşı uygulanabilir mi?

 

Önceden aşıya reaksiyon geliştirmiş hayvanın tekrar aşılanmasına karar verirken hayvanın bireysel hassasiyeti, söz konusu aşının etkeni ile hayvanın buna maruz kalma oranı göz önünde bulundurulmalı ve hayvanın yaşı ile sağlık durumu da değerlendirilerek karara varılmalıdır

 

Eğer söz konusu aşının kapsamındaki etkenler ile maruz kalma riski çok düşük ise ve bu aşı önceki uygulamada reaksiyona sebebiyet vermişse bu aşının tekrarlanmaması söz konusu olabilir. Örneğin; erişkin ve tamamen evde yaşayan bir kedi söz konusu ise, panleukopenia aşısı yapılmayabilir. Keza, ciddi aşı reaksiyonu göstermiş erişkin bir köpek diğer köpekler ile sıkı temas halinde değilse canine distemper aşısı tekrarlanmayabilir.

 

Eğer söz konusu hayvanın hastalık etkenleri ile temas riski yüksek ise tekrar aşılama yapılması düşünülebilir. Ek olarak, ayrı ayrı monovalent aşıların üçer hafta ara ile kullanılması yan etki olasılığını düşürecektir. Modifiye canlı aşıların reaksiyon geliştirme olasılığı bu anlamda daha düşüktür. Eğer intranasal aşı mümkün ise tercih edilebilir.

 

Aşı reaksiyonu gösterdiği bilinen bir hayvan kesinlikle veteriner hekim tarafından klinik ortamda aşılanmalıdır. Rutin aşı programındaki bir aşı programdan tamamen kaldırılabilir ya da farklı bir aşı tipi ile değiştirilebilir. Aşı öncesi antihistaminik kullanımı reaksiyon riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Veteriner hekim durumun ciddiyetini göz önünde bulundurarak petinizin damarına bir kateter yerleştirebilir, böylece önemli bir reaksiyon durumunda gerekli sıvı ve ilaçlar acilen uygulanabilecektir. Aşıyı takibeden saatlerde hayvanın genel durumunun takibi de veteriner hekim tarafından yerine getirilecektir. Ancak tüm bu önlemlere rağmen, hayati risk teşkil eden reaksiyonlar seyrek de olsa ortaya çıkabilmektedir.

 

Genç hayvanlarda neden bir dizi aşılamaya başvuruyoruz?

 

Yavru kedi ve köpekler vücutlarının savunma görevini üstlenecek antikorları doğmadan önce plasenta yolu ile doğumu takiben ise kolostrum (ilk süt) ile annelerinden alırlar. Antikorlar vücudun B-hücreleri tarafından üretilen, hastalıklar ile savaşma yeteneğine sahip, küçük, proteinlerdir. Bu yapılar bakteri, virus gibi yabancı etkenlere karşı cevap olarak üretilirler. Bakteri ve benzeri yabancı partikül (antijen) ile birleşen antikorlar zararlı etmenin inaktive olması için çalışırlar.

 

Dolaşımında yüksek oranda maternal antikor (anneden gelen antikor) bulunan yavrularda uygulanan aşının etkinliği bloke olacaktır. Yavrunun dolaşımındaki antikor düzeyi beklenen düzeye düştüğü dönemde ticari aşılar ile yapılacak immunizasyon istenen başarıyı sağlayacaktır.

 

Bir hayvanın güvenle aşılanabileceği en erken yaş nedir?

 

Genel olarak 6-9 haftalar arasında belirlenen bir gün aşı programının başlangıcı için en uygun kabul edilir. Ancak bazı hayvanlar için istisnalar olabilir (örneğin; üretim çiftliklerinde ya da barınaklarda yaşayan hayvanlar). Bu hayvanlar diğerlerine oranla daha erken aylarda aşılanmaya başlayabilir. Yavru köpeklerde parvovirus aşısı 5. haftada önerilebilir. 4-5 haftalık yaştan küçük kedi ve köpek yavrularının özellikle modifiye canlı aşılar ile aşılanması ciddi problemlere yol açabilir.

 

Daha genç ve daha ufak hayvanlar erişkinlere uygulanan tam dozdan daha az miktarlar ile aşılanabilir mi?

 

Aşılar yaşa ya da vücut büyüklüğüne göre bölünebilir dozlarda hazırlanmadıklarından tam doz aşı hayvana tek seferde verilmelidir. Yani yavru bir Chihuahua ile yavru bir German Shepherd aynı dozda aşılanmak durumundadır.

 

Niçin hayvanlar bazen aşılansalar da hastalıklara yakalanmaktadırlar?

 

Aşıların yeterli immunizasyon oluşturmaması büyük çoğunlukla aşının kendisi ile değil, aşı uygulanan hayvanın bağışıklık sistemindeki yetersizlikle ilgilidir.

 

Bu bağlamda en çok problem yaratan hastalık parvoviral enterittir. Aşılanmasına rağmen hastalığa yakalanıp hayatını kaybeden yavrulara rastlamak mümkündür. Aşının yeterli bağışıklığı sağlayamamasının nedeni mevcut maternal antikor seviyesi, aşının kendisi ile ilişkili bir problemler, köpeğin kendi immun sistemindeki problemler ya da genetik faktörler olabilir.

 

Bir aşının çalışması ne kadar zaman alır?

 

Aşılar uygulamanın hemen akabinde immun sistemi uyaramazlar. Aşılama yapıldığında, ilk önce antijenler (hastalık etkenleri) vücut tarafından tanınacaklar ve hatırlanacaklardır. Birçok hayvanda aşılamayı takip eden ilk beş gün hastalığa karşı koruma gelişmemiş durumdadır. Aşının tam bir koruma sağlaması ortalama on dört günü bulur. Bazı örneklerde tam korumayı sağlayabilmek için aşının iki ya da daha fazla kez, birkaç hafta aralıklar ile, uygulanması gerekebilir. Genel olarak modifiye canlı aşılar ve intranasal uygulanan aşılar daha hızlı bir koruma sağlayabilmektedir.

 

Gebe ya da emziren kedi ve köpeklere aşı uygulanabilir mi?

 

Genel olarak, gebe ya da emziren hayvanlara yönelik aşı ve diğer medikasyonlardan kaçınmak esastır. Modifiye canlı aşıdaki bazı komponentler plasenta yolu ile yavruya geçip fetusta defektlere ya da ölümlere yol açabilir. Bu duruma, gebe ve bağışık olamayan kedilerin modifiye canlı panleukopenia aşısı ile aşılanmaları durumunda rastlanabilmektedir. Eğer annenin belirli bir hastalığa karşı bağışıklığı yoksa ve aşı yapılması zorunlu ise ölü aşılar ve mümkünse gebe hayvanlarda güvenilirliği kanıtlanmış aşıların kullanılması önerilebilir.

 

Aşı ilişkili fibrosarkoma nedir?

 

Fibrosarkom, bir tür bağdoku tümörüdür. Bu tümörler alt dokulara doğru ilerleme eğilimindedirler. Kedilerde görülme olasılıkları daha yüksektir. Yapılan araştırmalar aşılanan 10.000/30.000 kedide bir bu durumun ortaya çıkabildiğini işaret etmektedir. Genel olarak FeLV aşısı ile bağlantılı görülebildikleri düşünülmektedir.

 

Eğer bir köpeğin aşı geçmişi bilinmiyorsa, nasıl bir yol izlenmelidir?

 

4 aylıktan büyük ve aşı geçmişi bilinmeyen köpeklerde çoğunlukla tek doz distemper kombine aşı yeterli olabilse de, bağışıklık sisteminin yeterli düzeyde stimüle edilmesi amacıyla çoğu veteriner hekim iki doz aşılamayı uygun görmektedir. Bu nedenle, 3-4 hafta aralıklar ile uygulanacak iki doz karma aşı daha güvenilir olacaktır. Ayrıca köpeğin geçmiş aşılarıyla ilgili bilgi bulunmuyor ise kuduz aşısı uygulaması mutlaka yapılmalıdır.

Yorum Ekle 20 Mart 2010 Koruyucu Hekimlik, Sağlık